YAZILARIM

Yayınlanmış kitaplarımdaki konulardan kısa pasajlarla kitaplarımın ve yazılarımın tanıtımına bu bölümde yer vereceğim. Belirli aralıklarla yazılarımın tamamını burada sizlerle paylaşmayı planlıyorum. Ayrıca, henüz yayınlanmamış kitaplarımdan kısa özetler ve genel içerikler hakkında da bilgiler paylaşacağım. Bu sayfalarımı düzenli olarak takip eden izleyicilerim ve okurlarım, çalışmalarımın önemli bir bölümünü okumuş olacaklardır. Yazılarımla ve kitaplarımla yaşama katkı vermeye gayret ediyorum ve sizlere yararlı olabilmeyi ümit ediyorum. Saygılarımla.
Mahmut Özturan

İnsan
“Yeterince Tanımadığın Bir İnsan Hakkındaki Kötü Düşünce, İnsanlık Suçudur.” Gerçek insan, kendisi dışındaki dünyanın varlığından haberli, diğer insanlara saygı ve sevgiyi bir insanlık ödevi bilen, sevmeyi insan olmanın en önemli temel koşulu gören, insanlığın varoluşundaki etik değerlere bağlı ve saygılı, sürekli olarak kendisini, çevresini, varlığını ve düşünce sistemlerini sorgulamayı becerebilen insandır. Bunların içinde en önemlisi ve de en güç olanı, bir insanın kendi düşünce sistemini "objektif " olarak sorgulayabilmesidir. Çünkü objektiflik acımasızlığı gerektirir ! Ancak genelde insanlar kendilerine karşı acımasız olmayı pek beceremezler, ya başkalarına?! Ne yazık ki türümüzün en kötü özelliklerinden birisi bu! İnsandan başka hiçbir canlı kendi türüne bir insan kadar zarar verememektedir. Temel etik değerleri bilip yaşayabilen insan kesinlikle böyle olamaz.

Yaşam
“Sorgulama, yaşamı anlamaya atılan ilk adımdır.” Tüm düşünce sistemlerinin ve yaşamı irdeleme ve yorumlama biçimlerinin temelinde, özelde bireyin kendisini ve genelde tümel insanlığın varoluş ile yaşamın amaç ve sınırlarını anlayabilmek ve bu bilgilere bir anlam getirebilmek ereği vardır. Tüm bu düşünsel çabalar sonunda, kimi zaman bireyler, birşeyler bulduklarına inanıp sevinir mutlu olurlar; çünkü, yaşamlarına bir anlam kazandırabilecek olgu ya da düşüncelere ulaşmışlardır. yaşamın bir anlamı vardır ve değerlidir. Yaşamın anlamlı ve değerli olduğuna inanan her insan, bir gün mutlaka arayışı içinde olduğu beklentilerine ulaşacaktır. Buna inanırsa, inancı tam ve şüphesiz olursa, bu "hedefe ulaşma" süreci daha da kısalacaktır. Yeter ki kendi içsel dinamiklerinin güçlülüğüne inansın.

Gerçek
“Gerçek bir Işık’tır, görmek için akıl gözü yeter.” Bireyin, kendi varlığının boyutlarını algılama ve anlama gücüne sahip olması, gerçeğin kapısını aralar. Peki “gerçek” nedir, ne olduğu umulur, ne olmadığı düşünülür; yaşam mı, düşünmek mi, varlık mı, üretim mi, iyilik mi, başarı mı, zafer mi, eğlenmek mi, mutluluk mu, ölüm mü?.. Her bireyin yaşama bakışına, yaşamı yorumlama biçimine göre yanıtı değişir: pek çok insan için yanıt bunlardan biri, ya da en fazla belki de birkaçıdır; basit düşünene yalnızca biri, iyi düşünebilene birkaçı- belki hepsi, ama gerçeği anlayabilene belki de hiç birisi!.. İnsanın varlığı, hayvansal varlık sistematiğinde değerlendirilirse, konu çok basitleşir: doğan, yiyen, içen, büyüyen, yaşayan, ölen ?!. Gerçekten “gerçek” bu mu, böylesine basit mi? Ya insanı diğer tüm canlılardan ayıran düşünebilme yetisi, aklı, yaratıcılığı?!. Düşünenin basit olmaya, basit kalmaya hakkı olmaz! Yaşamı, ve hele düşünmeyi basite almak, bir insan için basitliktir. İnsanı diğer canlılardan ayıran; ciddi ve yüce düşünceleri, hedefleri, çabaları, uğraşlarıdır. Bu yüce çalışma ya da çabaların en büyüğü ve en önemlisi de “gerçeği” arayışıdır...

Sevgi
“Sevgi, en yüce değerdir.” Sevgiyle yaşanan bir gün, sevgisiz yaşanmış bir ömürden yücedir. Birey, öncelikle kendi özünü değerlendirmeli ve iç sorgulaması sonunda kendisini tanıyıp sevmeli, daha sonra da her şeyi, herkesi.. Kendisini objektif olarak tanıyabilen birey, akılcı iç ve dış değerlendirmeler ile sorgulamalardan sonra gerçek sevgi'yi bulma erdemine ulaşabilecektir. Bireyin kendisini çözümlemesinden sonra da dışa dönüp diğer insanların sevgiyi tanımasına gücü oranında çaba göstermelidir. Çünkü sevgi, bireysellikten kurtulabildiği ölçüde toplumsal sevgi ortamına ulaşılabilecektir...

Bilgi
“Bilgiye bilinçli bir yöneliş, sonsuzluğa ve sonsuzluğu elde etmeye yöneliştir.” İnsanın bir şeyi istemesi durumunda, içgüdüsel olarak ilk yapacağı şey istediğine yönelmesi olacaktır. Yönelmek, istemeyi düşünmektir. Düşünmek ise süresi belli olmayan bir sürecin henüz başlangıcıdır. Bu düşünme süreci içerisinde kişinin içsel grafiğindeki değişimlerin boyutu, süreci belirleyecek etken olacaktır. Bu süreç içerisinde bireyin kendisini bilgiye yönlendirmesi bir düşüncenin ürünüdür ve bilinçli bir eylemdir. İç sistematiğimize zor gelen konular bizi biraz buracak, grafiğimiz inişe geçebilecek, bu süreç çok kısa bir zamanda bitiş eğilimi gösterebilecektir. İnsan, gerksinim duyduğu bir olguya yönelir ancak. Bir şeyi öğrenme isteği, o şeydeki bilgi eksikliğimizin itirafıdır. Bu bilinçli itiraflar insanı bilgi açlığına yönlendirir. Bilgiye yönelme, öğrenme isteğinin ilk adımıdır. Bu ilk adımdaki kararlılığımız bizi bilgiye götürecek ve bilgili kılacak en önemli aşamadır...

Deneyim
“Deneyim, yaşanması olası güzelliklere götüren bilgidir.” Deneyimli olmak; yanlışlar yaşamış olmak, hatalar yapmış olmaktır. Geçmişteki karar ve uygulamaları, bireyi yanlışlara-hatalara götürmemişse, hep güzelliklere götrmüşse, böylesi bir yaşamın her karesi, diğer insanlar için ciddi ve örnek birer deneyimdirler; bilgi içerikli birer öğretidirler. Yapılan bir hatadan çıkarılan akılcı bir ders, bir deneyimdir. Ancak aynı hatayı birkaç kez yinelemesine rağmen, bireyin akılcı analiz yapamayarak yaşadığı hata tekrarları, bireyi, akılcı analiz yapamayan zavallılığa götürür. Aynı konuda yapılan ikinci hata, yaşadıklarından ders çıkaramadığından, bireyin akılcı yaşamdan uzaklığının göstergesidir. Deneyim olgusunun tümel yaşama katkısı, insanın hata yapma olasılığının oranı değerindedir...

İyilik
“İyilik, gerçek insan olabilmenin gerektirdiği bir önkoşuldur.” İnsanın iyi’yi tanımasının kısa zamanda, kolay ve bilinçdışı olabilmesi, anlam ve değerini benliğine sindirmesini zorlaştırmaktadır. Daha çocukluk döneminde, bireysel olgunluğa erişilmeden öğrenilen kavram ve değerlerin benliğe işleyip içsel bir değer olabilmesi zor olduğundan, bu olgunluk dönemi öncesindeki tüm değersel kazanımlar bilinçdışı olarak kalmakta, bireyin olgunluk döneminde ancak ciddi iç sorgulama ve değerlendirmelerle benliğine geçebilmektedir. İnsanların “iyi” ya da “iyilik” gibi temel etik değer ve erdemlerden ne anladıkları ve yaşamlarına ne denli geçirebildikleri ciddi şüpheler içermektedir.

Sanat
Sanat, bir duygunun, tasarının, ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı, veya, bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık olarak tanımlanır. Etimolojik yaklaşımda ise sanat; insanların nesnel gerçekliği, estetiksel biçimde yeniden yaratması ve bunu yapabilme yeteneğidir. Kısaca sanat, insanla, nesnel gerçekçilik arasındaki estetik ilişkidir. Sanat, bakış açınıza ve iç dünyanızın sorunsuzluğuna göre yaşamın ta kendisi olabilir. İnsanı ve yaşamını konu alan hiçbir olgu ve kavram, felsefenin sınırları dışında kalamadığına göre, sanat ve felsefenin içiçeliği bir gerçektir ve sonuç olarak felsefe 'düşünebilmek sanatı'dır.

Umut
“Düşünsel yücelişler umut kökenlidir.” Umutsuzluk, çaresizliğin ve tükenmişliğin itirafıdır. Umudun varlığı, en azından düşünsel anlamda güçlülüğün; bireyin güçlülüğünün göstergesidir. “Umut fakirin ekmeği” deyişinin ciddi bir analizinde karşılaşılacak durum ilginç olacaktır. Çünkü zayıf ve güçsüz insanların düşünsel zenginlik ve düşünsel güçlülük açısından en ciddi –belki de tek- sorunları umutsuzlukları ya da umutlarının ciddi zayıflıklıklarıdır. Umudun varlığı, düşünsel gücün varlığı ve düşünsel zenginliğin göstergesidir. Umudu var olan güçlüdür. Nice zorluklar, küçük görülen, basite alınan küçücük umutların yeşermesiyle aşılabilmişler ve inanılması zor mükemmel sonuçlar yaratmışlardır...

Barış
“Barışa giden yol çalılıktan geçer.” Antik dönem düşünürlerinden beri hep iki düşünce var olmuştur barışın varlığıyla ilgili: birincisi, dünyada barışın kesinlikle var olamayacağı; ikincisi ise, bir gün mutlaka var olacağını ve bunun için gayret edilmesi gerektiğidir. Dünyada barışın kesinlikle var olamayacağını, hatta gereksizliğini savlamak, tümüyle ümitsizlik ve hatta iyimserlikten yoksunluktur.. Uygar ve akılcı bir insanın ümit ve iyimserlikle dolu olması gerekir. Geçmişte yaşanan olumsuzluklar, savaşlar, kavgalar ne denli çok olsa da, akılcı insanı karamsarlığa götüremez. Geçmişin tüm anlaşmazlıkları, eğitimle varılan evrensel uygarlık değerleriyle, insan haklarına saygının tartışmasız kabulüyle, genelde tüm insanları –yüzeysel ve bilinçsiz olsa da- barışı isteyen, barışı savunan bir güzel noktaya getirmiştir...

Güç
“Güçlü, haklı olmaya gereksinim duymaz; ama haklı, güçlü olmak zorundadır!” Toplumsal yaşamda güç, bireylerin bilinçlenmesiyle oluşturulacak kitlesel gücün varlığını ve sürekliliğini sağlayabilecektir. Bireylerin, yaşadıkları toplumun güçlülüğünü görüyor, hissediyor, inanıyor ve kısacası yaşıyor olmaları, aynı zamanda, dolaylı olarak mutlulukların da temelini oluşturabilecektir. Çünkü insanın güçlü olduğuna inandığı bir toplumda yaşıyor olma hissi, bireylerin kendisine bir güven duygusu verecek, ve bu güven, dolaylı olarak mutluluğun temel taşlarından birisini oluşturacaktır. Burada mutluluk, toplum huzuru anlamıyla toplumsal nitelikli olacaktır. Toplumun güçlü olması, bireylerinin bilinçliliği ile ve daha sonra da, sonraki kuşakların bilinçli eğitimiyle sürdürülebildiği ölçüde, toplumun geneline mal edilebilmiş güçlü ve dolayısiyle mutlu bir yapıyı kazandırabilecektir...